NASRETTİN HOCA ALIŞ VERİŞTE
Nasreddin Hoca bir gün çanta almak için pazara gider. Güzel bir çanta görüp pazarcı ile pazarlık yapar ve 1 liraya anlaşırlar. Tam oradan ayrılacaktır ki daha güzel bir çanta dikkatini çeker:

- Kaç lira şu çanta muhterem?
- 2 lira hocam.
- Aldım gitti, diyen hoca elindekini bırakır ve onu alıp tam gidecekken pazarcı seslenir:

- Hocam. Bu çanta 2 lira. Sen 1 lira verdin.

Hoca sinirlenir:
- Bre cahil adam! Sana önce 1 lira verdim. Sonra da 1 liralık çanta bıraktım! İkisi eder 2 lira. Daha benden neyin parasını istersin!

CENNET Mİ CEHENNEM Mİ
Padişah Nasreddin Hoca' yı çağırtmış huzuruna ve sormuş.
Nasrettin Hoca ben ölsem gideceğim yer cennet mi, cehennem mi diye sormuş.

Nasreddin Hoca padişahtan hiç çekinmeden :
-Bence siz cehenneme gidersiniz, demiş.

Padişahın sinirlenmiş bu cevaba.

Bu durumu gören Hoca :
-Aman padişahım sinirlenmeyin hemen, ben aslında size cennete gidersiniz diyecektim fakat sizin cellatların başını kestiği suçsuz insanlardan dolayı cennette yer kalmamış. Bu yüzden cennette size yer kalmamış, demiş.

MUHABBET
Nasrettin Hoca bir gün hanımına:

-“Hanım, şu bizim komşu, çarıkçı, Mehmet ağanın adı neydi?”
- “Kendin söyledin ya, efendi” demiş karısı, “Mehmet ağa.”
-“Canım, dilim sürçtü işte... Ne iş yapar diyecektim.” demiş Hoca.
-“A efendi” demiş karısı, “kendin çarıkçı demedin mi?”
-“Anlasana işte” demiş Hoca, “nerede oturuyor demek istedim.”
-“Efendi, bugün sana ne oluyor?” demiş karısı “Komşu” dedin ya...”

Nasreddin Hoca birden kızmış.

-“Aman be karı... Seninle de bir türlü konuşulmaz ki!”

İDDİA
Nasreddin Hoca arkadaşlarıyla iddiaya girmişler. Hoca kış günü ve soğuk bir gecede, sabaha kadar köyün çeşmesinin yanında beklerse arkadaşları ona güzel bir yemek ziyafeti çekecekmiş. Ama bunu yapamazsa Nasreddin Hoca, arkadaşlarına ziyafet çekecekmiş. Hoca kabul etmiş ve o gece meydanın ortasında, sabaha kadar tir, tir titreyerek beklemiş. Sabah olunca yanına gelen arkadaşlarına:
- Tamam demiş. İddiayı ben kazandım.
- Ne oldu ne yaptın demişler Hoca'nın arkadaşları.
- Bekledim işte sabaha kadar demiş Hoca.
- Hayır demişler. Sen uzaktaki bir mum ışığı ile ısınmışsın. İddiayı kaybettin! Ziyafetimizi hazırla. Hoca çaresiz kabul etmiş. Ziyafet vakti kocaman bir kazanın altına minicik bir mum koymuş. Güya yemek pişirecek.
- Ne yapıyorsun? demişler. Kıs, kıs gülerek cevap vermiş :
- Bu mum sıcağıyla size yemek pişireceğim arkadaşlar. Uzaktaki bir mum ışığıyla ben nasıl ısındıysam, bu kazandaki yemek de öyle pişecek!...

BENDE KETEN EKEYİM
Nasrettin Hoca bir gün tıraş olmak için berbere gitmiş. Ama nerden bilsin berberin acemi olduğunu.. Oturmuş önüne, başlamış tıraş olmaya.

Berber usturayı çektikçe Nasreddin Hoca'nın yanağına ikide bir kesiyor, kestiği yere de pamuk yapıştırıyormuş.

Nasreddin Hoca bakmış ki olacak gibi değil, yanağının yarısı tıraşlı yarısı tıraşsız, fırlamış kalkmış oturduğu koltuktan.

Berber sormuş:
-Aman Nasreddin Hocam, nereye gidiyorsun? Daha tıraş bitmedi ki!

-Nasıl gitmem be adam! Başımın yarısına sen tuttun pamuk ektin, geri kalanına da ben keten ekeyim bari...!

BİLENLER
Hoca kürsüye çıkar çıkmaz:
- “Ey cemaat ne anlatacağımı biliyor musunuz?” der fakat cemaatin ancak küçük bir kısmı “bilmiyoruz” der.
Hoca:
- “O zaman bilenler bilmeyenlere anlatsın” der ve vaaz etmeden kürsüden hemen iner.

KASATURA
Hoca henüz talebe iken bir kasatura taşıdığını gören subaşı durdurunca...

- Efendim ben öğrenciyim bunu kitaplardaki yanlışları kazımak için kullanıyorum der.
- İyi ama der subaşı bu fazla büyük değil mi?
Hocada : - “Bazen yanlışlar o kadar büyük oluyor ki bu bile yetmiyor efendim?”

ŞUNU BAŞTAN SÖYLESENE
Nasreddin Hoca tarlasında çalışırken oradan geçmekte olan birisi sormuş:

- “Bey Amca! Falan köye kaç saatte gidebilirim?” Hoca, bu soruya hele biraz yol al bakalım demiş.
Adam aynı soruyu üç kere tekrarlamış: ama farklı bir cevap alamayınca yoluna devam etmiş. Biraz yürüdükten sonra arkadan Hocanın:
- “Evlat, gel!” dediğini işitmiş. Adam gelince de Hoca soruyu şu şekilde cevaplandırmış:
- “Sen tam üç saatte oraya varırsın,” demiş. Adam sinirli bir şekilde
- “Be bey amca! Madem biliyordun, şunu baştan söylesene,” deyince, Nasreddin Hoca şöyle savunmuş kendisini:
- “İyi de, ben senin nasıl yürüdüğünü nereden bilebilirim ki.”

ADAM OLMAK
Hocaya bir gün:
- “Adam olmanın yolu nedir?” Diye sormuşlar. Hoca şu cevabı vermiş:
- “Bilenler söylerken, bilmeyenler can kulağıyla dinlemeli, bilmeyenler söylerken, susturmanın çaresine bakmalı. Kendi söylediği sözü yine kendi kulağı işitmeli!

HER DUYDUĞUNA İNANMA
Günün birinde Hoca öğrencileri ile beraber bir gezi yapıyormuş. Yolda da kendisi hakkında bir şeyler söylüyormuş. Öğrencilerine öğüt vermeye başladığında:
- “Her duyduğunuza inanmayın! Ben de bir şey duydum ama doğru olup olmadığından emin değilim.
Fakat bana öyle geliyor ki, bu pek mümkün değil”, demiş.
- “Bunu bize ispatlayabilir misin?” diye aralarından biri sormuş. Hoca:
- “Tabi seve seve oğlum. Geçenlerde birinden öldüğümü duymuştum”

CİMRİ
Cimrinin biri çaya düşmüş. “Elini ver, elini ver” diye bağırmışlar. Ama adam elini uzatmamış.Tam boğuluyormuş ki ! Hoca seslenmiş:
- “Yahu! o vermeyi bilmez.’Elimi al’ diye bağırsanıza.”

HAN
Bir gün Hoca, yol üstü bir hana inmiş. Han Nuh Nebi'den kalma bir yer..
Her tarafı delik deşik; adeta çökmeye ramak kalmış. Hoca'nın yüreğine bir korkudur düşmüş ama, ne desin? Nihayet bir söz arasında: - "Yahu, bu senin tavan da ne kadar gıcırdıyor, beşik mübarek!" diyecek olmuş ama, hancı baba hiç oralı olmamış; sözü şakaya boğarak: - "Ağzını hayra aç Hoca, bu gıcırtı beşik gıcırtısı değil; tavan tahtaları Hakka tesbih çekiyor!" demiş. Hoca'nın közü küllenir mi? Gözlerini hancının gözüne dikerek: "Peki ama", demiş; "ya bu tavan böyle tesbih çeke çeke aşka gelip de secdeye kapanırsa, bizim halimiz nice olacak?"