Nasreddin Hoca Kimdir, Nasreddin Hoca Hayatı, Nasreddin Hoca Biyoğrafisi, Nasreddin Hoca hakkında
(1208 - 1284)

Türk halk bilgesi. Halk dilinde, duygu ve inceliği içeren, gülmece türünün öncüsü olmuştur.

Sivrihisar'ın Hortu yöresinde doğdu, Akşehir'de öldü. Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur. Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü. Babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı oldu. 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerini dinledi. İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır.

Onun yaşamıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır.

Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen sözcüklerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir.

Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma, gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, Şeriat'ın katılıkları karşısında çok ince ve iğneli bir söyleyişle yumuşaklığı yeğlemedir. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin egemen öğesidir. Bu öğeler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumun yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur.

Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır. Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur.

Nasreddin Hoca, bütün gülmecelerinde, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış, yaşanan bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar genellikle halk arasında geçer. Hoca, soyluların, yüksek saray çevresinde bulunanların aralarına ya çok seyrek girer ya da hiç girmez. Sözgelişi onun tanıştığı söylenen Selçuklu sultanlarıyla ilgili gülmecesi yoktur.

Timur'la ilgili "hamam, Timur ve peştemal" gülmecesi de, Timur'dan çok önce yaşadığı için, sonradan üretilmiştir. Halk beğenisi Hoca'yı Timur gibi çevresine korku salan bir imparatorun karşısına hamamda çıkarak, "kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit" türünden bir yergi yaratmıştır. Burada yerilen, dolaylı olarak kendini toplumun, halkın üstünde gören saray insanlarıdır.

Nasreddin Hoca gülmecelerinde dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez. Onun taşıtı, bineği olan eşek gerçekte bir yergi ve alay öğesidir. Anadolu insanının yarattığı gülmece ürünlerinde atın yeri yoktur denilebilir. Eşek, acıya, sıkıntıya, dayağa, açlığa katlanışın en yaygın simgesidir. Soyluların, sarayların çevresinde üretilmiş gülmecelerde eşek bulunmaz, oysa at geniş bir yer tutar.

Bu konuda başka bir çelişki sergilenir. Gülmecede güldürücü öğe ile yerici öğe yanyana getirilir. Bunun örneği de kendisinden eşeği isteyen köylüye, "eşek evde yok" deyince ahırda onun anırmasını duyan köylünün "işte eşek ahırda" diye diretmesi karşısında, Hocanın "eşeğin sözüne mi inanacaksın benimkine mi" demesidir.

Onun gülmecelerinde, kaba sofuların "ahret" le ilgili inançları da önemli bir yer tutar. "Fincancı Katırları", "Ben Sağlığımda Hep Burdan Geçerdim" başlıklı gülmeceler katı bir inanç karşısındaki duyguyu açığa vurur. Toplumda neye önem verildiğini anlatan "Ye Kürküm Ye" gülmecesi, Hoca'nın dilinde, halkın tepkisini gösterir.

Nasreddin Hoca'nın etkisi bütün toplum kesimlerine yayılmış, "İncili Çavuş", "Bekri Mustafa", "Bektaşi" gibi çok değişik yörelerin duygularını yansıtan gülmece türlerinin doğmasına olanak sağlamıştır. Bunlardan ilk ikisi saray çevresinin oldukça kaba beğenisini, üçüncüsü de gene halkın, Şeriat'ın katılığına karşı duyduğu tepkiyi dile getirir.

Türk düşünce tarihinin büyük dehası gerçek bir halk filozofu, yalnız yaşadığı 13. yüzyılın değil bütün zamanların en büyük nüktecisi, Türk zekasını, mizah dehasının en önemli temsilcisi Nasrettin Hoca, hicri 605, miladı 1208 yılında Sivrihisar'ın Hortu köyünde doğmuştur. Bir çok doğu ve batı kaynaklarına göre babası Hortu köyünün imamı olan Abdullah efendi, annesi Sıdıka Hatun'dur. Hocamızın doğduğu Hortu köyü bu gün ''Nasrettin Hoca'' olarak isim değiştirmiştir. Yapılan incelemelerde Nasrettin Hoca'nın bu köyde 23 yaşına kadar yaşadığı, babasının medresesinde okuduğu, sonra Sivrihisar medresesini bitirdiğini görmekteyiz. Zamanına göre, Hoca ve ailesi kışın Sivrihisar'da oturmakta yazında bir yayla özelliği taşıyan gerçekten tabiatın bütün güzelliklerini koynunda saklayan Hortu Köyünde
oturdukları görülmektedir. Hoca babasının ölümü üzerine bir müddet köyde imamlık yapmış, Sivrihisar'da vaizlik görevini üzerine almıştır. 23 yaşına kadar sürdürdüğü köy imamlığı ve vaizlik görevini Mehmet efendi adlı halefine devretmiştir. 1237 yılında Sultan 1. Alaaddin Keykubatin son saltanat devirlerinde Sivrihisar'daki yüksek öğrenimini tamamlayarak, Akşehir'e yerleşmiştir. O devirde önemli bir kültür merkezi olan Akşehir'de zamanın ünlü alimleri Seyyid Mahmut Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim Sultandan dersler almış ve Seyyid Mahmut Hayrani'ye intisap etmiştir. Akşehir'de uzun süre Müderrislik (Profesör) kadılık yapan o devirde Hoce Nasireddin adı ile anılan, zamanla halkın dilinde Hoca Nasrettin, Nasrettin Hoca şeklinde söylenen hocamız 1284 yılında Akşehir'de vefat etmiştir. Türbesi şehir mezarlığında bulunmaktadır. Yanları açık olan ev kapısında kocaman bir kilit bulunan hocanın kabri bu günde pek çok insan tarafından ziyaret edilmekte ve dünyada ''Kahkahalar Atılan'' tek kabir olma özelliğini korumaktadır. Nasrettin Hoca; sadece ülkemizde değil bütün dünyada tanınan ve bilinen, evrensel bir gülmece ustasıdır. Unesco 1996 yılını ''Dünya Nasrettin Hoca yılı'' olarak ilân etmiştir.

Tarihî kaynaklara göre Nasreddin Hoca, Hortu köyünde Anadolu Selçukluları devrinde, 1208 yılında doğdu. İlk öğrenimini Hortu’da bir süre babası Abdullah Hoca’nın medresesinde yapmış, çocukluk yıllarını Hortu’da geçirmiştir. Hortu’da çıkan kıtlık yüzünden ailesi ile birlikte Sivrihisar’a yerleşmiş, öğrenimini burada sürdürmüştür. Nasreddin Hoca bir zaman sonra, öğrenimini ilerletmek amacıyla, başşehir Konya’ya yolcu olmuştur. Hoca, Akşehir’de evlenmiş, çoluk çocuğa karışmıştır. Onun iki kızından Fatma Hatun ile Dürr–ü Melek’in mezar taşları, son yıllarda bulunmuş ve Akşehir Müzesi’ne kaldırılmıştır. Nasreddin Hoca, yaşının seksene yaklaştığı bir sırada, 1284 yılında Akşehir’de ölmüş, mezarı üzerine altı sütuna oturan kubbeli bir türbe yaptırılmıştır. Kubbenin altında, Nasreddin Hoca’ya ait mermer bir sanduka görülür. Bu sandukanın baş tarafındaki kitabede, Hoca’nın ölüm tarihi olan 683 Hicri yılı, tuhaflık olsun diye ters yazılmıştır. 

 1.Gelmiş geçmiş en büyük hocalarımızdan.. (bkz: guldururken dusundurmek) ekolünün fikir babası ve kurucusu.bilgi birikimine ve ufuk genişliğine rağmen büyüklenmemiş çocukla çocuk,salakla salak,cinle cin olmasını becerebilmiş yegane konyalı alim... (bkz: baba buyuksun). (bkz: temel)le beraber en çok fıkra kimin üzerine yarışmacısı..müslüman..Timur'u da tanıyormuş öle diyorlar..

2. "Dünyanın merkezi neresidir?" sorusuna "aha da burasıdır" deyip, ikna olmayanlara "aksini ispatla" diye maydan okumuş, ava gideni avlamıştır kendisi

3. Hakkındaki bilgilerin tamamının hakkındaki fıkralardan bilindiği selçuklu alimi..

4. Nasreddin Hocaya, Timurun "seninle bir eşşek arasında ne kadar fark var"
sorusuna hocanın "benimle bir eşşek arasında iki arşın fark var"
panzehirini söyleyebilen zeka ötesi insan...(o esnada hoca ile Timurun arasında iki arşın boyu mesafe vardır.).

5.Hocanın nukte ve fıkralarındakı temel ozellıkler; sözlü olması,kısa, açık ve duru ifadelerle anlatılması,gerçeğin mizahi anlayışla ortaya konması iler beraber bir düşünce süreci oluşturması, davranış değişikliği meydena getirmeyi amaçlıyor olmasıdır.

6.Büyük türk düşünürü gülşen(a.s) hazretlerine göre gönüllere maya çalan kimse..

7.Medreselerde ders okutmuş, kadılık görevinde bulunmuş ve bu görevlerden dolayı kendisine nasuriddin hace adı verilmiş; sonradan bu ad, Nasreddin Hoca biçimini almıştır.

8.Fıkraları vardır.

9."Türk halk bilgesi ve fıkra kahramanı

Eskişehir'in Sivrihisar ilçesinin Hortu köyünde 1208 yılında doğdu, 1284 yılında Akşehir'de öldü Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun'dur. Önce Sivrihisar'da medrese öğrenimi gördü, babasının ölümü üzerine Hortu'ya dönerek köy imamı oldu. 1237'de Akşehir'e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı ibrahim'in derslerini dinledi, islam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır. Onun hayatıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur'la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır.

FIKRALARININ ÖZELLiKLERi

Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen kelimelerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir. Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma, gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, dinin temel kabulleriyle çelişmeden çok ince bir söyleyişle hoşgörüyü yeğlemedir. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin genel özelliğidir. Bu özellikler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumunu yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur. Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan, bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır.

Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur. Nasreddin Hoca, bütün fıkralarında, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar, genellikle, halk arasında geçer.

KARAKAÇAN Nasreddin Hoca fıkralarında dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez.Karakaçan onun taşıtı, bineği olduğu kadar belirli özellikleri olan bir arkadaş karakteri de simgeler."

Tarihî kaynakların verdiği bilgilere göre, Nasreddin Hoca, Anadolu Selçukluları devrinde, 1206 yılında, bugün Eskişehir'e bağlı Sivrihisar ilçesinin Hortu köyünde doğmuştur. ilk öğrenimini Hortu'da bir süre babası Abdullah Hoca'nın medresesinde yapmış, çocukluk yıllarını Hortu' da geçirmiştir. Söylentilere ve onun gerçek fıkralarından çıkarılan sonuçlara göre, Hortu'da çıkan kıtlık yüzünden ailesi ile birlikte Sivrihisar'a yerleşmiş, öğrenimini burada sürdürmüştür.

Sivrihisar, o zamanlar Selçuklu devrinin küçük, fakat şirin bir kasabasıdır. Küçük Nasreddin, minareyi ilk kez burada görmüş, arkadaşlarıyla hamama gitmiş, bahçelerden çağla yolmuştu. Onun, hamamdayken yumurtladıklarını söyleyen çocuklara karşı horoz taklidi yapması, ağaçtan meyve çalarken bahçe sahibinin yakalaması, (Ağaçta ne yapıyorsun?) sorusuna (Ben bülbülüm) diyerek bülbül gibi ötmesi, sonra da bahçe sahibine (kusura bakma, acemi bülbül bu kadar öter) cevabını vermesi, Sivrihisar'daki çocukluk anıları arasındadır. Nasreddin Hoca bir zaman sonra, öğrenimini ilerletmek amacıyla, başşehir Konya'ya yolcu olmuştur.

Nasreddin Hoca, Konya'da bir medreseye yerleşmiş ve öğrenimine başlamıştır. O günlerde başından bir olay geçer. Şehirde bıçak taşıma yasağı vardır. Bir gece şehrin Subaşı'sı, Nasreddin Hoca'nın üzerinde koca bir kasatura bulunca, Nasreddin: (Kusura bakmayın!. Ben medrese öğrencisiyim. Bu kasatura ile de kitaplardaki yanlışları kazırım.) diye özür diler. Subaşı'nın: (Bir yanlış için bu kadar uzun kasaturaya ne lüzum var?) demesi üzerine en güzel cevabı verir: (Kitaplarda bazen öyle yanlışlar var ki, bu kasatura bile az gelir!).

Nasreddin Hoca'nın Konya'da medrese öğrenimini tamamladıktan sonra, bir ara gölge kadılığı yaptığını görüyoruz. Gölge kadıları, tecrübeli hâkimlerin yanında çalışan ve bazı küçük davalara bakan kadı adaylarıdır. Odun kıran bir adamın karşısında (hınk) diyen birinin oduncudan hak istemesi, vermeyince mahkemeye baş vurması, Nasreddin'in bu davayı görürken, bir kese parayı şıngırdatarak: (Hadi sen de paraların sesini al) diye hüküm vermesi, onun kadılık günlerindeki anılarından biridir.

Bir süre sonra kadılıktan ayrılan, üstadı, büyük bilgin Seyid Mahmud Hayranî'nin Akşehir'e yerleşmesiyle Konya'yı terk eden ve Akşehir'e göçen Nasreddin Hoca, artık kişiliğini bulmaya ve usta bir sosyolog gözüyle olaylara neşter vurmaya başlar.
Nasreddin Hoca'yı bundan sonra, Akşehir'de gösterişsiz yaşantısı içinde, dert çeken, uman, isteyen, efkârlanan, sonunda efkârını bir nüktede boğan bir halk adamı olarak görüyoruz.

Bir ziyafete yeni kürküyle gitmiş. gördüğü itibar üzerine (Ye kürküm ye!.) deyişinde insanı yalnızca dış görünüşü ile değerlendiren toplumun, doğuran kazan hikâyesinde aç gözlülüğün, Akşehir Gölü'ne yoğurt çalarken: (Göl yoğurt tutar mı?) diyenlere karşı: (Ya bir tutarsa!.) cevabındaki gerçek yönleri...

Bir gün kürsüye çıkıp ta: (Ey ahali ne söyleyeceğimi biliyor musunuz?) diye sorduğunda, çevresindekilerden bazılarının "biliyoruz" bazılarının da "bilmiyoruz" cevabını vermeleri üzerine: (O halde bilenler bilmeyenlere öğretsin!.) diyerek kürsüden inmesi, az ders mi insanoğluna? Eğitimin temel yapısı, bilenin bilmeyene öğretmesi demek değil midir?
Akşehir'deyken Moğol şehzadesi Keygatu ile aralarında geçen, sonraları yanlışlıkla Timur'a mal edilen olaylar, pek iyi bilinen fil hikâyeleri, Akşehir'de medrese hocalığı yaptığı günlerde tanınmış mollası imad ve yanından hiç ayırmadığı sevgili eşeği Bozoğlan, Nasreddin Hoca'nın yaşantısında önemini her zaman korumuştur.

Eşeğinden düştüğü zaman gülenlere: (Ne gülüyorsunuz yahu, düşmeseydim zaten inecektim) deyişi, yitirdiği eşeğini türkü söyleye söyleye ararken, bunun nedenini soranlara: (Bir umudum şu dağın ardında, orada da bulamazsam, o zaman seyredin bendeki ağıtı...) cevabını vermesi, onun renkli ve çok yönlü yaşantısının anekdotları arasında yer alır.

10. Bir iddiaya göre, saygı duyulan, evliya gibi birinin 3 tane öğrencisi varmış. bunlardan biride Nasreddin Hocaymış. bunlar bir koyunla bütün dünyayı geziyorlarmış. bir gün, evliya yokken bu 3 öğrenci koyunu yemeye karar vermişler. evliya gelip koyunun kemiklerini ve öldürüldüğünü görünce, bir öğrenciye "asılasın", diğerkine "kesilesin" ve Nasreddin Hocaya "gülünesin" demiş ve hepsi gerçekleşmiştir.
ancak nasreddin hoca fıkralarına gülen şahsiyet tanımadım hayatımda o ayrı bi konu.

11. Eskişehirliler ve Akşehirliler arasında hemşehrilik bağı noktasında paylaşılamayan ünlü mizah ustası.

12. 1208 senesinde Eskişehir;in Sivrihisar ilçesine bağlı Hortu köyünde doğmuştur.ilk öğrenimine doğduğu köyde imam olan babası Abdullah Efendi;de başlamış ve tahsilinin sonunda babasının yerine köyünde imamlık yapmıştır.Ayrıca kadı yardımcılığı ve medrese hocalığı da yapan Nasreddin Hoca,Muhammet Hayrani;den tasavvuf ilmini tahsil etmiştir. Ahmet Fakih adlı bir âlimden ders almıştır. Ona atfedilen fıkralara bakıldığında herkesin paylaşacağı tek ortak fikir nükteden bir kişi olduğudur. Bunun dışında onun bir halk bilgesi olduğu da söylenebilir. Bu işi yaparken tabiatı icabı kendisine has bir yol tutmuştur. Böylece hakkın anlatılması ve cemiyetteki bozuk yönlerin düzeltilmesi için, meseleyi halkın anlayacağı bir dil ve üslup ile gayet manidar latifeler halinde kısa ve öz olarak dile getirmiştir. Latifeleri hikmet ve ibret dolu darb-i mesel gibidir. Yapılan ilmi çalışmalar, onun, ilim ve edeb sahibi bir veli olması, söz konusu sıradan fıkraları söylemediğini açıkça göstermektedir. Ayrıca, Nasreddin Hoca;nın efsanevi bir kişi değil,13. asırda Anadolu Selçukluları zamanında yaşamış salih bir Müslüman olduğunu ortaya çıkarmıştır. Çünkü onun nükteleri, bir insanın başından geçen gülünç hadiselerin ifadesi değil, görünüşte güldürücü aslında ince hikmetleri dile getiren, düşündürücü latifelerdir. Ayrıca Türk milletinin zekâ inceliğini, nükte gücünü en iyi şekilde yansıtan bu nüktelerin belirli vasfı; Allahütealâ;nın emir ve yasaklarını bir latife üslubu ile bildirmesidir. Bu latifelerin toplandığı eserlerden biri, Londra;da British Museum;da Haza Terceme-i Nasreddin Efendi Rahme başlıklı yazma eseridir. Ayrıca, Letaif-i Nasreddin Hoca adlı eserde başka nüktelerine yer verilmiştir. Nasreddin Hoca fıkraları, batı dillerine de çevrilmiş ve bu dillerde Hoca hakkında mühim neşriyat yapılmıştır. Bunlar arasında Pierre Mille;in Nasreddin et son epouse adlı kitabı, Admonde Savussey;in La Litterature Populaire Turque adlı eserindeki Nasreddin hoca bölümü, Jean Paul Carnier;in Nasreddin Hoca et ses Histoires Turques adlı eserleri zikretmek yerinde olur.1284 yılında Akşehir;de vefat etmiştir. Akşehir;de ona atfedilen bir türbe vardır. Nasreddin Hoca, fert ve toplumu her yönüyle çok iyi tanımış, insanların aile, komşuluk, dostluk, ticari münasebetlerine ait cemiyette gördüğü aksak yönleri düzeltmek ve nasihat etmek maksadıyla nüktelerle dile getirmiş, düşünmeye ve doğruya sevk etmiştir. Sosyologlar ve psikologlar, insanı ve cemiyeti tanıyıp, çeşitli yönlerini incelemek için onun latifelerinden çok istifade etmişlerdir.
Nasreddin Hoca;dan Örnek Bir Fıkra:
Göle Koş
Hoca, bir gün kırlardan topladığı çalı çırpıyı eşeğine yükleyip evine götürürken;Acaba yaş çırpıda kurusu gibi yanar mı? diye düşünür ve şeytana uyarak çalı çırpıyı yakar. Arlarında kuruları da bulunan çalı çırpı hemen alev alır. Eşekte bir korku, bir telaş, bir huzursuzluktur başlar. Anıra anıra, Çifte ata ata dörtnala koşmaya başlar. Hoca;da arkasından olanca gücüyle bağırır:
-aklın varsa göle koş

13. Özünde salt rükiye değil bir çok ülkenin de kültüründe bulunan sufidir. bosnalılar ''nasrudin hodza'' türkler ''nasreddin hoca'' derler hatta, bununla birlikte türkler, farslar ve afganlar arasında bir türlü kapışılamamıştır. doğum yeri olarak eskişehir sivrihisar ya da konya akşehir olarak düşünülşmüştür ama bu konuda da kesin bir kanıt yok.

özünde bana sorarsanız hayali bir kahraman bile olabilir çünkü kökeni uygur türklerine kadar gitmektedir. bu nedenle çin de de farklı bir ismle bilinir (bkz: afanti). bunun yanında azeri, iran, türk, urdu, hint, sırp ve yunanlılar arasında da ünlüdür. bundan dolayı aslında şuan bile okuduğumuz nasreddin hoca fıkralarının ne kadar bozulmadan geldiği sorgulanabilir.

bunlardan daha çok, fıkraları ile de olsa gösterdiği duruştur nasreddin hoca'nın. sonucunda az çok ispatlamıştır, özünde evrensel bir insandır. ama zalimler karşısında duruşunu yitirmemesi, bu anlamda ortadoğu tarzı hicvin sembolik kişiliği kılmıştır.

14. Şizofrenik kişilik. kıssadan hisse vericem diye türlü abuklukların mimarı, hazır cevap olduğundan tüm saçmalıklarına kılıf uydurabilen şahsiyet ayrıca orman kapitalizminin baş yardakçısı. (bkz: parayı veren düdüğü çalar)

15. Komik adamdır vesselam, eşeğine ters biner falan.

16. Fıkralarından gördüğümüz kadarıyla laf sokma konusunda üstad olan, ancak komik olmayan zat. fıkraları sözlü kültürümüzün en önemli öğelerindendir ama fıkra diye tanımlanmasaydı keşke.

17. Mizah yaratma, kıssadan hisse amacı güden evrensel kişi.

18. Eşeğine neden ters bindiğini çoğu kişinin bilmediği bir halk kahramanı. güldürürken düşündüren, günümüzde hala geçerliliğini kaybetmemiş değerleri fıkralarında yansıtan sufi...

19. Gerçek fıkralarına pertev naili boratav'ın nasreddin hoca adlı kitabı okunduktan sonra ulaşılabilecek olan inanılmaz zeki insan...

20. Şimdiki nesil gibi sadece güldüren değil güldürdüğü gibi dolu dolu mesajlar veren insandır.

Bir gün Nasreddin Hoca yemek verilen yere gider.Üzerinde eski püskü elbiseler vardır.Kapıdan girmeye niyetlendiğinde kapıdakiler tarafından hor görülür ve içeri alınmaz.
Sen misin içeri almayan?!..
Hoca eve döner ve en güzel elbiselerini giyerek tekrar gelir yemek verilen yere. Bu sefer herkes tarafından hürmet son derece iyidir. Hocayı alıp baş köşeye oturturlar. Hoca da başlar yemek yemeğe. Elbisesinin bir kısmını daldırır yemeğin içine 'ye kürküm ye burada rağbet sana' der.

21. Halka önderlik edip yol göstermede, çıkarınca dokununca yan çizer... bir çeşit saray şaklabanı gibidir, başı devlet büyükleriyle hiç belaya girmez...

22. Timaş yayınlarından çıkan bendenizin hazırladığı Nasreddin Hoca fıkralarının kahramanıdır.

23. Konya Akşehir de her tarafta heykeli ve resmi bulunan Türk büyüğü.

24. Bir kısım ergen dümbelek tayfanın dalga geçmeye çalıştıkları Türk büyüğüdür.